Ad Soyad Dr. Turanşah Tümer
Meslek Doktor
Telefon 02169060212
İl / İlçe / Mahalle İSTANBUL / ÜSKÜDAR / -
Seans Ücreti 120 TL
Konum
Bulgurlu Mah. Haziran Sok. No:12, Libadiye Kavşağı, Alvarlızade Cami yanı Üsküdar / İstanbul
Açıklamalar

Dr. Turanşah Tümer

Geleneksel Ve Tamamlayıcı Tıp

Tıbbi Hacamat | İstanbul Üsküdar

Kliniğimizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamarı yapmaktayız

Tedaviler ile ilgili bilgi veya randevu için telefon numaramızdan hergün / 8.00 - 23.00 arasında bize ulaşabilirsiniz. Kliniğimizde geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları hekim tarafından uygulanmaktadır. Dr. Turanşah Tümer
Tedaviler Ve Uygulamalar
Okumak istediğiniz tedavinin üzerine tıklayın !

Hacamat Tedavisi Nedir?

Hacamat deri altında birikmiş ve içinde zararlı maddelerin(ağır metaller, toksinler, serbest radikaller) olduğu kanın, bistüri veya neşter ile açılan çiziklerden vakum yardımıyla vucuttan dışarıya çıkarılma işlemine denilir. Hacamat ile alınan kan ile damardan alınan kan (venöz kan) aynı değildir, hacamat ile alınan kan, pelte kıvamında, koyu renkli ve kan özelliğini yitirmiş olan kandır, sağlığımızı olumsuz etkileyen bu kan vucuttan dışarı atılmazsa bağışıklık sistemimiz olumsuz etkilenir ve bir çok hastalığa sebep olur. Hacamat doğru kişilerce yapıldığı takdirde ağrısız, acısız, iş kaybı yaşatmayan tedavi yöntemidir. Günümüzde ki kimyasal içerikli gıda ürünlerinin vucudumuzda bıraktığı zararlı maddelerin en kolay dışarı atılım şekli hacamattır. Hacamat sayesinde çoğu hastalığa yakalanmaktan kurtulmak mümkündür. İbni SİNA Kitabu'ş-Şifa ("Sağlık Kitabı") isimli kitabında birçok kez hacamat tedavisinden bahsetmiştir. Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (Allah'ın selamı onun üzerine olsun) düzenli periyotlarla hacamat tedavisi olmuş ve ümettine birçok kez tavsiye etmiştir.

Hacamat Tedavisi Hangi Rahatsızlıklarda Uygulanır?

Yapılan pek çok çalışma, hacamat tedavisinin belirli hastalıklarda oldukça faydalı olduğunu göstermektedir. Hacamat tedavisinin sırt ve boyun ağrılarında rahatlama sağladığını gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda yapılan bir çalışmada, hacamat tedavisi olan hastalarda yalnızca ilk seanstan sonra bile kronik boyun ve omuz ağrılarında %50 oranında azalma olduğu görülmüştür.

Hacamat Tedavisinin uygulandığı bazı rahatsızlıklar :
  • Organik bir rahatsızlığı tanımlanmayan hastalarda immün sistemi(Bağışıklık sistemi) güçlendirmek için
  • Fibromiyalji sendromu
  • Romatizmal hastalıklara ait kronik ağrı, eklem hareket kısıtlılığı, sabah tutukluğu, yorgunluk gibi durumlar
  • Kas-iskelet sistemi mekanik ağrıları
  • Diz ağrısı (osteoartrit vb)
  • Migren ve gerilim tipi baş ağrısı gibi organik olmayan baş ağrıları
  • Organik olmayan uyku bozuklukları
  • Nevraljilere bağlı ağrılar
  • İnmeye bağlı gelişen hıçkırık, yorgunluk, afazi gibi durumlar

Hacamat Tedavisinin Faydaları

Hacamat tedavisi, ciltte gevşeme sağlar ve cilt ve kaslar üzerinde negatif basınç sağlar.

Hacamat tedavisi ayrıca :
  • Kan dolaşımını arttırır,
  • Kas iyileşmesini hızlandırır,
  • Vakum ile oluşturulan negatif basınç; yeni kanın doku yararına çeşitli faydalar ile akmasını sağlar,
  • Fiziksel ve duygusal gerilimlerden bir rahatlama hissi sağlar,
  • İyileşme ve yenilenme sürecini hızlandırır,
  • Kan akışının artması ve yenilenmesi; toksinlerin ve ölü hücrelerin vücuttan atılmasını sağlar,
  • Cildi ısıtarak, elastikiyetini yeniden kazanması için dokuları yumuşatır,
  • İltihaplanmayı azaltır.

Hacamat İle Migren Tedavisi

Migren, halk arasında oldukça yaygın görülen bir baş ağrısı türüdür. Hacamat ise, birçok ülkede kullanılan, tamamlayıcı bir tedavi yöntemidir ve migren de dahil olmak üzere, pek çok ağrının kontrol altına alınmasında sıklıkla kullanılmaktadır.

Hacamat İle Migren Tedavi Edilir Mi?

Migren, hacamat tedavisine iyi yanıt veren hastalıklar arasında yer almaktadır. Hacamat ile migren tedavisi olan hastalar yıllardır yaşadıkları baş ağrılarının yoğunluğunda ve sıklığında, belirgin bir şekilde azalma olduğunu belirtmektedirler. Hacamat ile migren tedavisi; hastanın başının ve boynunun belirli bölümlerine hacamat kupaları ile vakum oluşturularak yapılan bir tedavi yöntemidir. Bu vakum oluşturma işlemi, söz konusu alandaki kan akışında bir artış sağlar ve böylece iyileşme sağlanır.

Araştırmalar Ne Gösteriyor?

Bugüne kadar, hacamat tedavisinin migren ağrılarını nasıl etkilediği ile ilgili çeşitli araştırmalar yapıldı ve bu araştırmaların sonuçları genel olarak olumludur. 2008 yılında yapılan ve Amerikan Çin Tıbbı Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre; 70 hastanın migren ağrıları, hacamat tedavisi ile tedavi edilmiştir. Islak hacamat tedavisinin kullanıldığı bu araştırma grubunda; hastaların %35’i, baş ağrılarının yoğunluğunda bir azalma olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, migren ataklarının sıklığında da azalma olduğunu belirtmişlerdir.

2010 yılında yapılan bir başka araştırma da, Dünya Aile Hekimliği Dergisi tarafından bildirilmiştir. Kronik baş ağrıları nedeniyle hacamat tedavisi uygulanan hastalar da, baş ağrılarının şiddetinin, eskisinden çok daha az olduğunu bildirmişlerdir.

Hacamat İle Migren Nasıl Tedavi Edilir?

Kişinin yüz ve boyun bölgesindeki belirli noktalar üzerinde hacamat tedavisi uygulanarak, farklı türdeki baş ağrıları tedavi edilebilir. Bununla birlikte, hacamat uygulanmadan önce; lavanta ya da okaliptüs gibi doğal ağrı kesiciler olan esansiyel yağlar cilde uygulanır. Bu yağlar, bölgede gerekli yağlanmayı sağlar. Böylece, bardak bölgede kolaylıkla hareket edebilir.

Vakum oluşturduktan sonra, bardak farklı vuruşlar ile hareket ettirilir. Yüz bölgesinde kullanılan bardaklar, genellikle küçük boyutludur ve silikon ya da kauçuk gibi malzemelerden elde edilir. Kullanılan bardaklar, cilde yerleştirilip sonra bırakılarak vakum işleminin gerçekleşmesini sağlar.

Migren: beyne giden kan akışındaki bozulma nedeniyle olduğu öngörülmektedir. Hasta aşırı stres, yüksek ses ya da güçlü kokular gibi tetikleyiciler ile karşılaştığında, kan akışı kısıtlanır ve baş ağrısı başlar. Baş ağrılarına, bulantı ve kusma da eşlik edebilir. Hacamat tedavisi; en şiddetli baş ağrısı formu olan migren de dahil olmak üzere, baş ağrılarını hafifletmede etkili olabilir. Bu, gerçek araştırma ve incelemeler ile de doğrulanmıştır.

Sülük (Hirudoterapi) Tedavisi

Antik Mısır, Hint, Arap ve Yunanlılar tarafından tamamlayıcı tıp yöntemi olarak kullanılan sülük tedavisi; cilt hastalıkları, diş problemleri, sinir sistemi sorunları, iltihaplanmalar ve daha pek çok sağlık probleminde uygulanmaktadır. Sülük tedavisi, yakın bir zamana kadar dünyanın pek çok yerinde yaygın olarak kullanıldı. Örneğin, yalnızca İngiltere’de, 1831 yılında tedavi amaçlı 50.000 sülük kullanıldı.

Bugün, hala pek çok doktor tarafından kullanılan sülük tedavisi; bir süre düşüş yaşadıktan sonra 1970’li yıllardan itibaren yeniden popülerlik kazanmaya başladı ve pek çok hastalığın tedavisinde başarı ile kullanıldı. Sülük tedavisi, bazı durumlarda cerrahi uygulamalardan sonra da kullanılmaktadır. Sülükler; konulduğu bölgelerde kan akışını arttırmaya yardımcı olurlar böylece daha hızlı bir iyileşme gerçekleşir.

Sülük Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?

Sülük tedavisi; genellikle ağrısız olan bir ısırık ile başlar (sülüklerin salgıladığı enzimler hafif bir anestezik etkiye sahip olduğu düşünülmektedir). Sülükler yaklaşık 30 dakika içinde 5-15 ml arasında kan emerler.

Sülük tedavisine başlamadan önce, ayrıntılı bir değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca uygulamayı yapan kişinin; arteriyel yetmezlik ile venöz tıkanıklık arasında ayrım yapabiliyor olmalıdır. Arteriyel yetmezlikte doku; soluk ve kabarıktır. Venöz tıkanıklıkta, doku mor renkte görünür ve dokununca gergin ve acı verici olabilir.

Sülük tedavisi, venöz tıkanıklığı azaltabilse de, arteriyel yetmezliğin olması durumunda ters etki gösterebilir.

Hastaya ayrıca; vitamin, bitkisel takviyeler ya da ilaç kullanıp kullanmadığı da sorulmalıdır. Bazı ilaçlar, aşırı kanama riskini arttırabilir ya da bağışıklığın tepkisini azaltabilir. Örneğin, yüksek E vitamini bağışıklığı baskılayabilir. Ya da bazı bitkisel takviyeler ve aspirin gibi ilaçlar da kanama riskini arttırabilir.

Ayrıca, tedavi sırasında damarların kasılması riskini azaltmak için kafein alımına ara verilmelidir. Ayrıca, sigara içmek ve hatta pasif içici olmak da tedavinin ters etki göstermesine neden olabilir. Tedaviye başlamadan önce; uygulanacak sülük sayısı, sülüklerin nereye yerleştirileceği ve tedavinin sıklığı doktor tarafından belirlenmelidir.

Sülük Tedavisi Ne İşe Yarar?

Eski Mısır’da sülük tedavisi; sinir sistemi, iltihaplanma ve enfeksiyonlar, diş hastalıkları ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanıldığı için zengin bir geçmişe sahiptir. Kirli olan kanın sülükler yardımıyla vücuttan atılmasını sağlayan tedavi; kanın genellikle zararlı olmayan bir hızda akmasını ve hastanın hastalığından kurtulabilmesini sağlar.

Sülük tedavisi, pek çok durumda kullanılmaktadır. En ilginçlerinden biri, bacaklardaki kan dolaşımını iyileştirmesidir. Yeniden damarlanma(revaskülarizasyon) ile düzelmeyen ciddi arter hastalığı olan hastalar da tedavi edilmektedir. Dolaşım bozuklukları ve kalp ve damar hastalıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Ayrıca;

  • Farklı cilt problemlerinin iyileşmesine yardımcı olur,
  • Kalp hastalıklarını iyileştirir,
  • Kanın vücudun her yerine ulaşmasını sağlar ve bu da, şeker hastalığı ile mücadelede etkilidir,
  • Sülüklerin salgıladığı özel enzimler, bazı kanser hastalıklarını tedavi ettiği de düşünülmektedir.
  • Herhangi bir yan etki olmadan iyileşmenin doğal bir yolu olduğundan; burun, meme ve yanak gibi estetik
  • ameliyatlar sonrasında iyileşmenin hızlanması için de kullanılmaktadır.
  • Kan dolaşımını arttırdığı için, saç dökülmesi tedavilerinde de faydalıdır.

Sülük tedavisi; günümüzde uygulama alanı oldukça genişlemiş bir tamamlayıcı tıp yöntemidir. Sülük tedavisinin uygulama alanlarından biri de hemoroiddir. Halk arasında “basur veya mayasıl” olarak da bilinen hemoroidin sülük tedavisi ile nasıl tedavi edildiğini merak ediyorsanız, yazımızı okumaya devam edebilirsiniz. Ama, gelin isterseniz, ilk olarak hemoroidin ne olduğuna bakarak başlayalım...

Hemoroid Nedir?

Hemoroid; anüs etrafında ya da alt rektum bölgesinde oluşan ve şiş damarlardır ve bazen iltihaplı olurlar. Rektum bölgesi, kalın bağırsaktan anüse giden son kısımdır ve bağırsak içeriğinin vücudu terk ettiği, sindirim sisteminin sonundaki açıklıktır.

Hemoroid, iç ve dış olmak üzere iki gruba ayrılır. Dış Hemoroid; anüs çevresindeki derinin altına yerleşmektedir. İç Hemoroid ise alt rektumda gelişmektedir. İç hemoroid anüs yolunda çıkıntı yapabilir. Hemoroid, kendi başına küçülerek kaybolabilir; ağır derecede büyüyen hemoroidler, kalıcı bir çıkıntıya neden olabilir ve tedavi gerektirmektedir.

Hemoroid Neden Olur?

Giderek daha fazla sayıda kişi hemoroidden muzdarip olmaya başladı. Hemoroidin artmasının nedenleri arasında; fast food yiyecekler, gazlı içecekler ve alkol tüketiminin popülerliğini artması gösterilmektedir. Ayrıca, uzun süre bilgisayar başında oturmak ya da bisiklete binmek de, genç yaşlarda Hemoroid görülme sıklığına katkıda bulunmaktadır. Hamilelik, kabızlık, sürekli oturma gibi dolaşımı engelleyen, kan akışını baskılayan (staz) sebepler de hemoroid oluşmasına neden olur. Hemoroid, genellikle karın bölgesinde, popoda ağrı ya da rahatsızlık hissi ve tuvalete çıkma sırasında zorlanma, kaşıntı ve kabızlık problemi ile kendini göstermektedir.

Hemoroid Sülük Tedavisi İle Tedavi Edilebilir Mi?

Sülük tedavisinin; özellikle dolaşım bozukluğuna bağlı hastalıklarda yardımcı olduğu kanıtlanmıştır. Varisli damarlara bağlı ağrı ve şişliğin azalmasına, oluşmuş kan pıhtılarının çözülmesine ve hemoroidin tedavi edilmesine de yardımcı olmaktadır.

Sülüğün salgıları, iyi enzimler içermektedir. Ayrıca; kanın pıhtılaşması ve kalınlaşmasını engellemeye yardımcı olan özelliklere sahiptir. Bu etkisi ile sülük tedavisi; kanın ince kalmasını sağlayarak, kanın kan damarları içinde serbestçe dolaşabilmesini sağlar.

Hemoroid Durumunda Sülük Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Hemoroidde sülük tedavisi tromboz olusumunu engelleyebilir ve oluşmuş trombozun kaybolmasına yardımcı olabilir. Sülük tedavisi; kabızlık ve hemoroid semptomlarını hafifletmek için kullanılabilir. Kabızlık probleminde sülük tedavisi; genellikle 10-12 gün süre ile 2 hafta boyunca uygulanmaktadır.

Hemoroidin erken aşamalarında, bölgede rahatlama sağlamak için, genellikle anüs etrafına ya da sakrum bölgesinde 2-3 kez sülük uygulanmaktadır. Daha ağır vakalarda, daha sık sülük tedavisi uygulamaları önerilebilir. Sülük tedavisi, alanında uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır. Doktor olmayan kişilerce yapılan uygulamalar; steril şartlarda yapılmadığından ve tıbbi sülük kullanılmadığından ciddi enfeksiyonlara sebep olabilmektedir.

PRP Tedavisi Nedir ?

Platelet Rich Plazma yani kısaca PRP, Trombositçe zenginleştirilmiş kan hücreleri ile yapılan bir tür tedavidir. Bıçak altına yatmadan uygulanılan bu tedavide ilaç olarak bireyin kendi kanı kullanılmaktadır. Kana özel bir işlem uygulanarak kanın plazması ayrıştırılmaktadır. Ardından ayrışan plazma, vücuda geri enjekte edilmektedir. Elde edilen plazma “Platelet” olarak bilinen hücreler bakımından oldukça zengindir. Plateletlerin temel görevi kanın pıhtılaşmasını sağlamaktır ayrıca büyümeyi sağlamakla birlikte vücutta bulunan yaraların iyileşmesinde de görev alırlar. PRPtedavisinin asıl kullanım ve bulunduğu alan spor tıbbı olmasına rağmen 1990’dan beri ağız ve diş cerrahisinde, kozmetik dermatolojide uygulanan cilt gençleştirmede, plastik cerrahisi işlemlerinden biri olan yumuşak dokunun iyileşmesi tedavisi yani yara, çatlak giderilmesinde ve hatta saç dökülmesi ve ortopedi tedavilerinde de kullanılmaya başlanmıştır.

PRP Tedavisi Nasıl Uygulanır ?

PRP tedavisiöncelikle bir klinik ya da muayenehanede ve uzman hekimler eşliğinde uygulanmalıdır. Hastadan tıpkı kan tahlilindeki gibi kan alınır ve alınan kan, içinde özel bir jel bulunan bir tüpe aktarılır. Santrifüj makinasına yerleştirilen tüp içindeki kan 5 ila 8 dakika 3 bölüme ayrışır. En üstte bulunan plazma ve orta kısımda bulunan trombositler gerektiği miktarda enjektöre yerleştirilir ve ilgili alana enjekte edilir.

PRP Tedavisi Nasıl Yapılır

PRP Tedavisinin En Çok Uygulandığı Rahatsızlıklar

  • Kas ve İskelet Sistemi Rahatsızlıkları
  • Kireçlenme ve Kıkırdak Zedelenmeleri
  • Romatizma Rahatsızlıkları
  • Saç Dökülmesi
  • Cilt Problemleri
  • Topuk Dikeni
  • Diş Rahatsızlıkları

PRP Tedavisinin Yan Etkisi Var mıdır?

PRP Tedavisi kişinin kendi kanı ile yapılan bir tedavi olduğu için doku reddi veya alerjik reaksiyon söz konusu değildir. Ancak çok nadirde olsa belirli yan etkiler görülmektedir. Görülen yan etkiler tedavinin uygulandığı bölgede ufak şişlikler, ağrı ve morarma olarak görülmektedir. Herhangi bir enfeksiyon durumunun oluşmaması için tedavi uygulanan bölgede hijyene dikkat edilmelidir. Ayrıca PRP tedavisinin uygulandığı gün banyo yapmak hekimlerce önerilmemektedir.

Kimler PRP Tedavisinden Faydalanamaz ?

Daha önceden kanser teşhisi konulmuş olan kişilerin, kan sulandırıcı kullananların, çeşitli kan rahatsızlıkları bulunanların, hamile ve emziren kadınların, tedavi uygulanacak bölgede enfeksiyonu bulunanların bu PRP tedavisini uygulatmaları mümkün değildir. Ancak detaylı bilgi için bir hekime başvurarak en net cevabı öğrenmeleri en doğrusu olacaktır.

PRP Tedavisi Kaç Seansta Uygulanır?

PRP tedavisinde belirlenen seansların sayısı tedavisi öngörülen rahatsızlığa göre şekillenmektedir. Rahatsızlıkların bazılarında 4 seans yeterli görülürken bazen bu seans sayısı kişi metabolizması ve diğer çeşitli sebepler ile artış gösterebilmektedir. Cilt ile ilgili olan işlemlerde ise 4 seansın ardından 6 ila 12 ay sonunda işlemin tekrarı önerilmektedir. Bu öneri tedavinin kalıcılığı açısındanyapılmaktadır.

PRP İle Saç Tedavisi

PRP tedavisi; çeşitli saç kaybı tiplerinin tedavisinde, giderek yaygınlaşan bir yöntem haline gelmiştir. Bu yöntem; saçların dökülmeye başladığı bölgelerde, saçların uzamasını teşvik etmek için kendi kan trombositlerinizi kullanır. Aynı zamanda, mevcut saç tellerinin kalınlaşmasına da yardımcı olur. PRP ile saç tedavisi; mevcut saç folikülleri olduğunda, saçların uzama gücünü hızlandırır. Bu hızlı ve uygun fiyatlı yöntem, kısa bir sürede gerçekleştirilir ve iş arasında ve hatta öğle tatilinde bile yapılabilir ve herhangi bir aksama gerektirmez.

Aşağıdaki durumlarda, PRP ile saç tedavisi, sizin için iyi bir seçim olabilir

  • Saç dökülmeniz, stres ya da ani bir hastalığa bağlı olarak geliştiyse
  • Saç dökülmesi nispeten yeniyse
  • İnce telli saçlarınız varsa
  • PRP’nin işe yaraması için, güçlü bir trombosit fonksiyonuna ihtiyacınız vardır.

Aşağıdaki durumlarda, PRP ile saç tedavisi, size uygun bir seçim olmayabilir

  • Tiroit hastalığı, lupus, karaciğer hastalığı, cilt hastalığı ya da cilt kanseriniz varsa
  • Kan inceltici ilaçlar kullanıyorsanız
  • Saç dökülmeniz genetikse

PRP Tedavisi Nasıl Gerçekleştirilir?

Her şeyden önce PRP ile saç tedavisi, alanında uzman bir doktor tarafından gerçekleştirilmelidir. Doktorunuz, kolunuzdan kan alacak ve üç katman halinde ayırmak için özel bir makineye gönderecektir. Ayrıştırılan katmanlar arasından trombosit yönünden zengin plazmalar, saç tedavinizde kullanılmak üzere seçilir.

Bu süreçte, ekstra rahat hissetmeniz için, doktorunuz size azot oksit önerebilir. Daha sonra, doktorunuz, PRP’yi cildinize dikkatlice enjekte eder. Böylece, sıvı, saç köklerine tam olarak uygulanır. Bazı durumlarda, doktorunuz, kafa derinizde küçük delikler açmak için bir cihaz kullanabilir ve PRP’yi daha sonra gerçekleştirebilir.

PRP İle Saç Tedavisi İşe Yarar Mı?

PRP tedavisinin saç dökülmesindeki başarısı ile ilgili klinik kanıtlar hala zayıftır. Ancak bu yöntem, tıbbi risk açısından zayıf olarak kabul edilmektedir ve diğer pek çok yöntemden daha ekonomiktir. Bu yönüyle PRP ile saç tedavisinin denemeğe değer olduğu söylenebilir.

Bu yöntemde, tedaviden sonra 3-6 ay içinde sonuçlar görülmeye başlanır. Ancak, sonuçların ne zaman ortaya çıkacağı ve ne kadar belirgin olacağı, bir dizi etkene bağlı olacaktır. Bu etkenler; yaş, cinsiyet, hormonal denge, kan akışı gibi etkenlerdir. Ayrıca, çoğu erkekte saç dökülmesinin nedeni genetik olduğundan, PRP ile saç tedavisi uygun olmayabilir.

Ozon Tedavisi Nedir?

Günümüzde Diyabet (Şeker Hastalığı) Hipertansiyon ve Kronik Hepatit tedavisinde başarılı sonuçlar sağlayan Ozon tedavisi, hücre yenilenmesini hızlandırdığı için eklem ağrıları, kireçlenmeler, bel ve boyun fıtıkları, fibromiyalji gibi rahatsızlıkların tedavisinde genelde uygulanan, klasik fizik tedavi yöntemlerinden (sıcak, soğuk, elektrik akımları, ses dalgaları, vb) çok daha etkili bir tedavidir. Özellikle akupunktur ile kombine bir tedavi programı izlendiğinde daha kısa sürede ağrılar azalır ve kalıcı iyileşme sağlanır. Bu tedavi ile eklemlerde yer alan kıkırdak dokular hızlı bir iyileşme sürecine girer, kan dolaşımı hızlanır, hücrelerin salgıladığı iyileştirici enzimler ile hastalıklı hücreler iyileşme sürecine girer.

Eklem Ağrıları ve Kireçlenmeler

3 – 4 aylık bir dönem içerisinde 12 seans kombine ozon ve akupunktur tedavisi kullanılır. 2. – 3. seanstan itibaren ağrılarda hızlı bir azalma görülür. Eklemlerini daha rahat hareket ettirmeye başlar, günlük yaşam aktivitelerinde daha bağımsız hale gelir. Tedavi sonucu sağlanan iyileşme, bilinen fizik tedavi uygulamalarına kıyasla çok daha uzun süre etkisini devam ettirir, çok daha kalıcı bir iyileşme sağlanır.

Bel ve Boyun Fıtıkları

3 – 4 aylık bir dönem içerisinde 15 seans kombine ozon ve akupunktur tedavisi kullanılır. 2. – 3. seanstan itibaren ağrılarda hızlı bir azalma görülür. Uygulanan tedavi ile mevcut fıtık hacmi küçülür, fıtık bölgesinde yara dokusu oluşması engellenir ve bir süre sonra o bölgedeki görüntü normalde döner.

Fibromiyalji

2 – 3 aylık bir dönem içerisinde 16 seans kombine ozon ve ozon sauna tedavisi kullanılır. 2. – 3. seanstan itibaren ağrılarda hızlı bir azalma görülür. Eklemlerini daha rahat hareket ettirmeye başlar, günlük yaşam aktivitelerinde daha bağımsız hale gelir. Tedavi sonucu sağlanan iyileşme, bilinen fizik tedavi uygulamalarına kıyasla çok daha uzun süre etkisini devam ettirir, çok daha kalıcı bir iyileşme sağlanır.

Diyabet (Şeker Hastalığı)

3 aylık bir dönem içerisinde 16 seans kombine ozon ve lazer akupunktur tedavisi kullanılır. Tedavi süreci sonunda hastanın açlık ve tokluk kan şekeri düzeyleri ile var ise eşlik eden hiperlipidemi dengelenir. Ayrıca 3 aylık kan, glukoz (şeker) seviyesini gösteren HemoglobinA1c değeri normal sınırlara geriler. Meydana gelen iyileşme uzun süre devam eder. Mevcutta kullanılan ilaçlara olan ihtiyacı azaltır.

Hepatit B, C (Kronik Viral Karaciğer Hastalıkları)

3 – 3,5 aylık bir dönem içerisinde 20 seans ozon tedavisi kullanılır. Tedavi sonrasında hastanın karaciğer enzim seviyelerinde azalma, virüs testlerinde düzelme sağlanmakta olup eğer tedavi uzatılırsa kalıcı iyileşme yaşanmaktadır.

Alerji ve Alerjik Astım

2 – 2,5 aylık bir dönem içerisinde 12-18 seans arası ozon tedavisi kullanılır. Tedavi sonucunda nefes darlığı, cilt döküntüleri, kaşıntı, burun tıkanıklığı gibi alerjiye bağlı semptomlar gerilemeye başlar. Hastanın kronik akciğer hastalığına (KOAH) yakalanmasına engel olur.

Hipertansiyon

2 – 2,5 aylık bir dönem içerisinde 18 seans kombine ozon ve akupunktur tedavisi kullanılır. Tedavi sonucu hastanın tansiyon değerleri hızlı bir şekilde normale döner. Kullandığı ilaç miktarı azalır. Tedavi sonucu elde edilen iyileşme tedavi tamamlandıktan sonra da uzun süre devam eder.

Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Diğer Alanlar

Kronik yorgunluk sendromu, migren, damar hastalıkları, sağlık yaşam ve stresle mücadele, detox, cilt hastalıkları, sindirim sistemi bozuklukları, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, kadın üreme sistemi rahatsızlıkları vb alanlarda ozon tedavisi ile hücre yenilenmesi tetiklenerek hızlı ve kalıcı iyileşmeler elde etmek mümkündür.

Ozon Etki Mekanizması

Ozon uygulaması esnasında oksidatif stres ve lipid oksidayonu sonucu oluşan hidrojen peroksit ikincil haberci gibi davranarak ozon tedavisinin biyolojik etkilerine aracılık eder. Tekrarlayan ozon uygulamaları sonucunda antioksidan sistem uyarılarak oksidatif strese karşı direnç gelişir. Ayrıca hücre membranında bulunan yağ asitlerinin oksidasyonuna bağlı olarak çeşitli sitokin düzeyleri de artar. Ozon tedavisi özellikle inflamatuar sürecin yoğun olarak yaşandığı ve immün sistemin ön planda yer aldığı fizyopatolojik durumlarda yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu durumlardan bazıları yara iyileşmesi, yaşa bağlı makuler dejenerasyon, iskemik ve infeksiyöz hastalıklardır.

Ozon Tedavisinin Yararları

  • Daha temiz,yumuşak ve daha gençleşmiş bir cilt,
  • Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını hızlandırır,
  • Bağışıklık sistemini güçlendirir,enfeksiyon hastalıklarına karşı direnci arttırır,
  • Damarları (arterve venler) yeniler,tansiyonun düzelmesini sağlar,
  • Kan ve Lenf sistemini temizler,
  • Derinin üçüncü bir böbrek ya da ikinci akciğer sistemi gibi çalışmasını sağlar,
  • Kaslarda biriken toksini gidererek kasları gevşetir ve yumuşatır,esnekliğini arttırır,
  • Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir,
  • Hormon ve enzim üretimini normale döndürür,
  • Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı kuvvetlendirir,
  • Depresyon ve sıkıntıyı ferahlatır,
  • Stres hormonu olarak bilinen adrenalini okside ederek genel bir sakinlik sağlayarak depresyon kaynaklı gerginliği gidermeye yardımcı olur.

Akupunktur, uzman hekim tarafından vücutta bulunan belirli noktalara ince iğnelerin uygulanması ile yapılan bir tedavi yöntemidir. Akupunktur Tedavisi, birçok sağlık sorununda başarılı bir şekilde uygulansa da, özellikle ağrı tedavisinde son derece etkili bir teknik.

a) Akupunktur Nasıl Etki Ediyor?

  • Akupunktur elekromanyetik sinyalleri uyararak, bağışıklık sistemi hücrelerinin ve ağrı giderici kimyasalların salınımını artırıyor.
  • Beynin acı ile ilişkilendirilen bölümündeki, yani limbik sistemdeki aktiviteyi azaltarak ağrı ve acı kontrolü sağlıyor.
  • Vücutta birçok mekanizmayı kontrol eden hipotalamus ile hipofiz bezini uyararak etki ediyor.
  • Nörotransmitter ve nörohormonların salınımını etkileyerek beyin kimyasında olumlu değişimlere neden oluyor.

b) Akupunktur Tedavisinin Etkili Olduğu Alanlar

  • Kilo verme
  • Menopozal şikayetler
  • Baş ağrıları
  • Sigara bırakma
  • Adet ağrıları
  • Kas, eklem ve bel ağrıları
  • Sebebi belli olmayan hipertansiyon
  • Böbrek ağrısı
  • Yüz felci
  • Stres, panik atak ve depresyon gibi duygu durum bozuklukları
  • Uykusuzluk
  • Doğum ağrısının azaltılması
  • Çocuklarda idrar kaçırma
  • Spastik kolon
  • Sınav korkusu ve uçak korkusu

Akupunktur ile zayıflama yönteminde de yine iğneler kulak etrafındaki bazı bölgelere batırılmaktadır. Bu bölgeler genellikle kişinin zayıflamasına yardımcı olacak olan; iştah azaltıcı, sürekli atıştırma ihtiyacını azaltıcı, oburluğu engelleyici, metabolizmayı hızlandırıcı, şişmanlamaya neden olan organlardaki eksiklikleri dengeleyici, yeni yaşam tarzına adaptasyon sırasında meydana gelen semptomları azaltıcı, kilo vermeye yardımcı olan bakteroidlerin ön plana çıkmasını sağlayıcı, vücudun dinamik olmasını sağlayıcı, kan şekerini dengeleyici, gereksiz tatlı yeme krizlerini önleyici, aynı zamanda yeni beslenme programı esnasında vücut enerjisinin düşmesini engelleyici, açlık durumunda dahi açlık seviyesi hissini azaltıcı, mutluluk hormonunu uyararak motivasyonu sağlayıcı sinyallerin vücuda verildiği noktalar olmaktadır. Kişi kilo vermek için takip edeceği yeni beslenme programını uygularken dışarıdan her hangi bir takviye almadan bu sinyallerin beyne ve vücuda iletilmesi yardımıyla daha hızlı, daha verimli ve daha kalıcı bir şekilde zayıflayacaktır. Kilo vermek için uygulanacak olan akupunktur seansları kişinin kilosuna ve genel durumuna bağlıdır.

Akupunktur ile zayıflama yönteminde de diğer zayıflama yöntemlerinde olduğu gibi hedeflenen kilolar verildikten sonra tekrar eski beslenme alışkanlıklarınıza dönmemeli, akupunktur seanslarını giderek azaltarak belli dönemlerde tekrar ettirmelisiniz. Ancak bu şekilde kilo verme durumu kalıcılığını korur. Akupunktur ile zayıflamada kişi vücut ağırlığının %7’sini bir ayda vermektedir. Buna göre her ay vermek istediği kiloya göre akupunktur seanslarına devam edebilir. Daha sonrasında ise kişi kilo koruma programına alınır.

Akupunkturun Zayıflama Etkisi

1. İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.

2. Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle diyet uygulanıyor.

3. Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.

4. Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.

5. Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verir.

Vücuda iğne batırılarak bir kodlama verilir. Beyin bu kodlaması hafızasına alır ve unutmaz. Bu nedenle tedavi sonrasında sigaraya istek duymaz ya da dumanından rahatsızlık duyar. Bu tedavinin başarılı ve kalıcı olması için bir takım şartları hastanın yerine getirmesi gerekir. Önce bağımlı olan kişi, sigaranın kendisinde oluşturacağı sağlık problemlerinin bilincinde olmalı ve kendi isteği ve iradesi ile bağımlılıktan kurtulmaya karar vermiş olmalıdır.

Sigara bağımlılığı tedavisi için bize başvuran kişinin gerçek anlamda kararlılığını anlamak için en az 12 saat sigaradan uzak kalmasını istiyoruz. Bunu isteme sebebimiz tedavi öncesi vücudun nikıtinden belirli bir süre uzak kalması tedaviyi daha başarılı olmasını sağlamasıdır. Hatta sigaradan uzak kalma süresi arttıkça tedavinin başarı oranı artmaktadır. Bir diğer sebebi ise sigara yoksunluk belirtilerini kişi üzerinde gözlemleyip tedavimizi ona göre şekillendirmektir.

Adet Öncesi Sendromu Ve Adet Sancılarının Giderilmesinde Akupunktur Tedavisinin Yeri

AKUPUNKTUR; adet öncesindeki vücuttaki fizyolojik hormon değişimine bağlı olarak görülen yan etkileri hafifletir ya da ortadan kaldırır.

Östrojen,progesteron ve ağrıya sebep olan prostaglandin kimyasal salgısının vücutta ve kulakta yeri ve özelliği belirli olan noktaları mevcuttur. Konusunda uzman akupunktur doktoru, bu noktaların aktivitelerini ölçerek gereken müdahaleleri bu noktaları uyararak yapabilir. Bu uyarılar kimi zaman akupunktur iğneleri (altın,gümüş,çelik),kimi zaman da tıbbi masaj ya da lazer akupunkturu ile ağrısız ve güvenli bir şekilde yapılabilir.

Akupunktur tedavisi,başlangıçta 8-10 seanslık bir kür şeklinde uygulanır. Hormonal denge bu tedavi süreci ile sağlandıktan sonra 3 ay ve 6 ay sonra birer kez adetten 1-2 gün önce akupunktur seansı tekrarlanarak tedavinin kalıcılığı sağlanır.

Akupunktur tedavisi, bir cerrahi girişim yapılmadan ve dışarıdan vücuda kimyasal madde (ilaç) verilmeden uygulanan bir yöntem olması nedeni ile hiçbir yan etkisi olmayan, son derece güvenli bir yöntemdir.

Mezoterapi

Mezoterapi günümüzde sıklıkla tercih edilen ve son yıllarda gittikçe daha popüler hale gelen bir tedavi yöntemidir. Mezoterapi en genel tanımıyla, sorun tespit edilen bölgedeki derinin orta katına mikro iğneler aracılığıyla bazı ilaçların enjeksiyonudur. Mezoterapide uygulanan enjeksiyonların hedefi ise çeşitli amaçlar doğrultusunda mezodermi uyarmaktır. Mezoterapide kullanılan bu maddeler hastanın ihtiyaçlarına göre bireysel olarak belirlenir. Bir başka deyişle, mezoterapi uygulaması hastaya özeldir. Hasta merkezlidir ve bütüncül bir bakış açısını ilke edinir. Mezoterapi 0,4-1,3 cm uzunluğunda iğnelerle yapılmaktadır. İğneler tek tek ya da gruplar halinde cilt, kas, yağ dokusu ve eklem içerisine enjekte edilmekte ve işlemden önce topikal anestezik maddeler kullanılmaktadır.

Mezoterapinin Kısa Tarihçesi

Yapılan araştırmalar mezoterapinin kökenlerinin M.Ö 2000’lerde Çin’e kadar dayandığını göstermektedir. Öyle ki bazı incelemeciler bunun daha da eskiye M.Ö 6 3000’lere kadar dayandığından söz etmektedir. Fakat modern mezoterapi çağı Michael Pistor’un 1950’li yıllarda astımlı bir hastaya intravenöz enjeksiyonla procain vermesiyle başlar. Pistor’un bu eylemi mezoterapi pratiğinin başlangıcını temsil etmektedir. Mezoterapi kelime olarak Antik Yunanca’dan türemiş bir terimdir. Meso terimi, orta anlamındadır ve therapeia terimi de tedavi anlamını taşır.

Mezoterapi Nerelerde Kullanılır ve Hangi Ajanlar Uygulanır?

Mezoterapi selülit, yüz ve boyun gençleştirme, cilt bakımı (deri sarkması, kırışıklıklar, gerginlik çizgileri, cilt tonusunun sağlanması), bölgesel zayıflatma, lipoliz, hiperpigmentasyon, alopesi, akne, pruritis, hiperkeratozis, psöriazis, telenjektaziler, skarlar, migren baş ağrısı, tendinitler, artritler, spor yaralanmaları gibi durumlarda uygulanmaktadır.

Mezoterapi uygulamasında pek çok teknik vardır. Ancak teknik seçimi patolojiye, uygulama alanına, dermisin yapısına ve ürünün çeşidine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Sıklıkla ajanlar epidermisden hipodermise doğru uygulanır.

Mezoterapinin Faydaları

Mezoterapinin uygulanış yöntemi nedeniyle ilaçlar doğrudan sorunlu bölgeye ulaşır. Bu nedenle mezoterapi daha hızlı ve etkin bir tedavi yöntemidir. Diğer tedavi yöntemlerinde karşılaşılabilecek olan ilaçların dağılması ve sorunlu bölgeye ulaşmaması durumu mezoterapide görülmez. Mezoterapi, cildin yenilenmesine yol açan ve çok küçük iğnelerle uygulandığı için kişiye acı vermeyen bir tedavidir. Zayıflama, cilt yenileme, iyileştirme gibi güçlü etkilere sahip bir tedavi yöntemi olarak mezoterapinin bilinen bir zararı yoktur. Yalnızca alerjen durumlar söz konusu olabilir. Bu nedenle kişilerin ajanlara alerjisi olup olmadığı iyi araştırılması ve buna uygun bir süreç izlenmelidir.

Eğitim Bilgileri
  • -
Uzmanlık Alanları
  • Geleneksel Ve Tamamlayıcı Tıp Hekimi.
Tecrübe Geçmişi
  • -
Çalışma Saatleri
  • Pazartesi 09:00 - 18:30
  • Salı 09:00 - 18:30
  • Çarşamba 09:00 - 18:30
  • Perşembe 09:00 - 18:30
  • Cuma 09:00 - 18:30
  • Cumartesi 09:00 - 18:30
  • Pazar 09:00 - 18:30